Türkiye Cumhuriyeti

Doha Büyükelçiliği

Büyükelçilik Duyurusu

Sayın Başbakanımızın "al Sharq" Gazetesinde Yayınlanan Mülakatı , 09.09.2016

“Jaber Al Harami

Al Sharq gazetesi

08.09.2016

 

T.C. Başbakanı Binali Yıldırım’ın Al Sharq gazetesine verdiği mülakat:

 

“Katar Devleti, darbe girişimi sırasında Türkiye’ye en çok destek veren ve Türkiye’yle dayanışma içinde olan devlettir. Türk halkı Katar Devleti’nin bu tutumunu unutmayacaktır”

 

-Katar Başbakanı ve İçişleri Bakanı Şeyh Abdullah Bin Naser Bin Khalifa Al Thani’nin Türkiye’ye gerçekleştirdiği ziyaret kapsamında, Katar ile Türkiye arasındaki ilişkileri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Katar Başbakanının Türkiye’ye gerçekleştirdiği ziyaret iki ülke arasındaki ilişkiler için önem taşımaktadır. Bilindiği gibi, Türkiye ve Katar uzun dönemden beri dost, kardeş ve stratejik bağlara sahip ülkelerdir. İki ülke arasında ortak yatırımlar ve geniş ticari işbirliği bulunmaktadır. İki ülke arasındaki ekonomik ilişkiler devamlı bir şekilde gelişmektedir. Bölgedeki güvenliği ve istikrarı sağlama konusunun yanısıra uluslararası ve bölgesel sorunlarda aynı fikirleri paylaşmaktayız. Bu konularda Katar Devleti’nin büyük çabalar sarfettiğini görmekteyiz. Suriye krizinin ve Filistin sorununun çözümlenmesi amacıyla Türkiye ile Katar arasında ortak çabaların ve gayretin bulunduğunu görmekteyiz.

Geçen yıl, iki ülke arasında stratejik işbirliği anlaşması yapılmıştı. Bu kapsamda ilk toplantı Doha’da düzenlenmişti. İkili ilişkileri güçlendirmek amacıyla, bu ortaklık kapsamındaki ikinci toplantı Katar Emiri'nin Türkiye’ye ziyareti sırasında gerçekleşecektir. Biz, Katar Emiri Şeyh Tamim Bin Hamad Al Thani’nin, Katar-Türkiye ilişkilerini geliştirmede ısrarcı olduğunu görmekteyiz.

15 Temmuz’da gerçekleşen darbe girişiminde Katar Devleti bizlere en çok destek veren ülkeydi. Bizler ve Türk halkı, Katar Devleti’nin sergilediği bu tutumu unutmayacağız.

 

-Sayın Başbakan, darbe girişimini dile getirdiniz. Darbe girişiminin olumsuz etkisi, turizm ve ekonomik alanlar başta olmak üzere diğer alanlara hala yansımakta mıdır?

İlk günden beri Türk ekonomisinin etkilenmemesi için gerekli tedbirleri aldık. Bugün, gerçekleştirilen darbe girişiminin hiçbir etkisinin kalmadığını söyleyebiliriz. Turizm alanında ise Türkiye’ye seyahat etme konusunda bazı tereddütler oluşmuştu. Ancak Ağustos ayının başından itibaren herşey normale dönmüştür. Bu çerçevede, yatırım ve turizm alanlarındaki hareketlilik eski hızına dönmüştür.

 

-Fethullah Gülen Terör Örgütü’nün gerçekleştirdiği darbe girişimini destekleyen ülkeler ve bu terör örgütünü desteklemeye devam eden ülkeler hakkında neler düşünüyorsunuz?

Şüphesiz ki, darbe girişiminin arkasında FETÖ bulunmaktadır. Bu darbe girişimine karışan diğer ülke veya tarafların olup olmadığının bulunması için araştırmalar devam etmektedir. Elimizde kesin bir kanıt olmadan herhangi bir ülkeyi veya tarafı suçlayamayız. Körfez’de bulunan birçok ülke bu girişimin meydana gelmesine üzülmüştür.

 

-Darbenin başarısız olmasına üzülen ülkeler var mı?

Tabii, bazı Arap ülkeleri darbenin başarısızlıkla sonuçlanmasına üzülmüştü.

 

-Bazı Avrupa ülkeleri darbenin başarılı olmasını istiyordu. Doğru mu?

Avrupa ülkelerinden ve ABD’den başarısız darbe girişiminin başında bir tutum sergilemelerini bekliyorduk. Ancak, beklediğimiz şekilde bir tutum ve açıklama yapmamışlardı.

 

-Bazıları, darbe girişiminden sonra hükümetin aldığı tedbirlerin zor olduğunu ve büyük bir kesimi etkilediğini söylemektedir. Buna nasıl cevap vereceksiniz?

Bu soruya cevap vermeden önce, alçak Gülen örgütünü iyi tanımamız gerekmektedir. Bu cemaat geniş bir şekilde orduya, polis ve jandarmaya, bakanlıklara, belediyelere, üniversitelere hükümetin tüm kurum ve kuruluşlarına yayılmıştır. Spor kulüpleri, dernek ve sendikalarda örgütlenmişlerdir. İlk tutuklananlar darbe girişimine doğrudan karışanlardı. Sorguların devam etmesiyle birçok şey açığa çıkmıştır. Son iki yıldır bu kişileri takip ediyorduk, birşey yapmalarını da beklemekteydik. Ancak yeterli kanıt bulunmadan onlara karşı herhangi bir suçlama yapılması sözkonusu değildi. Onlar, kendilerini yeterince güçlü zannetmeleri sonucunda bu darbe girişiminde bulunmuşlardır. Cumhurbaşkanı ve Başbakandan kurtularak yeni bir hükümet kuracaklarını düşündüler. Türk halkına karşı, tank ve uçak gibi birçok silah kullandılar. Bu girişimle hain bir suç işlediler. Bu hainliğin bedelini ödeyecekler. Hedefimiz, ABD’de yaşayan liderleri Fethullah Güleni ve suçluları cezalandırmaktır.

 

-Gülen’in iade edilmesiyle ilgili çabalarınız nereye ulaştı? ABD’den olumlu cevap var mı?

ABD’ye teslim ettiğimiz dosyalarda bu teröristin başarısız darbe girişiminin arkasında olduğunu gösterdik. Kanuni yollarla teslim edilmesini istiyoruz. Biz, ABD’yi dost ülke olarak görmekteyiz. ABD’nin Gülen’i teslim etmeyeceğini düşünmüyoruz. Bu hedefe ulaşmak için çabalarımız devam edecektir. İki ülke arasında bulunan işbirliği anlaşmaları kapsamında bu teröristi teslim etmelerini bekliyoruz.

 

-OHAL’in uygulanması ile ilgili olarak, olağanüstü halin sürdürülmesindeki gerekçe devam etmekte midir?

Olağanüstü hal silahlı askeri darbeye karşı gelebilmek için önemlidir. Bu gibi durumda OHAL ilan edilmezse, ne zaman ilan edilecektir. Askeri darbe aracılığıyla, halk tarafından seçilen hükümeti ortadan kaldırmak istemişlerdir. Türkiye anayasasında, olağanüstü hal uygulaması bulunmaktadır. Bu konuda, gerekli tüm önlemler tamamlanıncaya kadar olağanüstü hal devam edecektir.

 

-Darbe girişiminin ertesi günü, parlamentodaki toplantıya Arap Büyükelçilerinden sadece Katar Büyükelçisi katılmıştı. Arap ülkelerinin darbeye karşı olan tepkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Maalesef, sadece Katar Devleti Büyükelçisi katılmıştı. Katar ve Türkiye arasında olan yakın ilişkilerle övünmekteyiz.

 

-Türkiye, Türklere vize muafiyeti sağlanmadığı takdirde, AB’yi mülteci anlaşmasını iptal etmekle tehdit etmektedir. Sözkonusu tehdidi hangi dereceye kadar uygulayabilirsiniz?

Türkiye, tehdit eden bir ülke değildir. Tehditlere karşı tedbir alan ülkedir. Bugün, ülkemizde yaklaşık 3 milyon mülteci bulunmaktadır. Zor günlerinde bu kardeşlerimize destek verdik. Bizler inançlarımız ve prensiplerimiz gereğince davranmaktayız. 5 yıldır ülkemizde bulunmaktadırlar.  Biz dünyaya, Avrupa’daki dostlarımıza ve Müslüman ülkelerindeki kardeşlerimize bunun bizler için büyük bir yük olduğunu ve bu yükü paylaşmamız gerektiğini söylemeye çalışıyoruz. Bu sorun Türkiye’den kaynaklanmamasına rağmen, yükü biz taşımaktayız.

AB ile aramızda bu konuda bir anlaşma bulunmaktadır. Sözkonusu anlaşma tam olarak yerine getirilmelidir. Bizler vize serbestisinin ve mülteci kabulünün sağlanmasını beklemekteyiz. Bizler tüm sorumluluklarımızı yerine getirdik ancak onlar getirmedi.

 

-AB sözkonusu anlaşmadaki sorumluluklarını yerine getirmezse, anlaşmayı iptal edecek misiniz?

Tabii ki, bu anlaşma iki ülke arasında gerçekleşmiştir. Mültecilerin tekrar Türkiye’ye dönmelerinden sorumlu olduğumuzu düşünmemekteyiz. Bu kriz daha da büyüyüp tüm Avrupa’yı etkileyecektir. Hiç kimsenin, Türkiye’nin sonsuza kadar fedakarlık yapmasını ve bu yükü taşımasını talep etmeye hakkı yoktur.

 

-Sayın Başbakan, Cerablus’taki Türk operasyonu kapsamında, askeri operasyonları genişletecek misiniz? Türk güçlerinin Suriye’ye girişini bataklık olarak görüyormusunuz?

Hayır, biz Suriye’ye bu bataklığı yok etmek için girdik. O bölgede bulunan PKK ve DAEŞ mensupları, sadece Türkiye’ye değil herkese zarar vermektedirler. Bunlar bomba ve patlayıcılarla masum sivilleri öldürüyorlar. Aynı zamanda Türkiye topraklarına da füze atışları yapmaktadırlar. Bunlar, Suriye ve Irak’ta çözümün sağlanmasını geciktiriyorlar. Türkiye’nin Özgür Suriye Ordusuna verdiği destek, terör örgütlerinden en kısa zamanda kurtulmak ve Suriye halkının ülkelerine geri dönmelerini hızlandırmayı hedeflemektedir.

 

-Suriye halkı için güvenli bir bölge oluşturulacak mı?

Evet. Bizler ve onlar için güvenli bir bölge olacaktır. Hedefimiz, bu bölgelerde olan tehlikeleri yok etmektir. Sözkonusu hedef uluslararası yasalar kapsamında da hakkımızdır.

 

-Mısır ve Suriye ile ilişkilerin iyileştirmesini dile getirdiniz. Hangi Mısır ve Suriye’yi kastediyorsunuz, mevcut yönetimden mi söz ediyorsunuz?

Rusya ile ilişkilerimiz çok iyi seviyeye ulaşmıştır. İsrail ile sorunlarımız vardı, ancak anlaşmaya vardık. Sözkonusu anlaşma Filistinli kardeşlerimizden vazgeçeceğimiz anlamına gelmemektedir. Türkiye, Filistin sorununu en çok destekleyen ülkeler arasında bulunmaktadır. Bu ülkelerle ilişkiler iyileştirildiğine göre Mısır ve Suriye ile neden iyileştirilmesin?

Beşar Esad, 600 bin insanın ölümüne ve milyonlarca insanın evsiz kalmasına sebep olmuştur. Suriye’de çözümün sağlanmasından sonra yönetimde kalamayacağını kendisi de bilmektedir. Suriye halkını incitmeden, geçici bir süre için Esad’ın yönetimde kalması Suriye halkının yararına olacaksa bu konuyu kabul edebiliriz. Ancak bu konudaki en önemli karar, Suriye muhalefetinin vereceği karardır.

Mısır ve Türkiye halkları arasında hiçbir sorun yoktur. Buna dayanarak, bizler her iki halk olarak ilişkilerin normalleşmesini istemekteyiz. Mısır’da seçilmiş bir hükümete karşı bir darbe yapılarak hükümet devrildi. Mevcut hükümet darbeci bir hükümettir. Bu konu da iki ülke arasındaki ilişkilerin kötüleşmesine sebep olmuştur, ancak bu konu üzerinde çok durmayalım. Mısır halkının isteklerine karşı durmamız mümkün değildir. Mısır halkı kendi geleceğini kendisi seçmektedir, biz onlar için bir seçim yapamayız. Prensip olarak, milli iradenin gücü, halk tarafından seçimler aracılığıyla belirlenir. Ancak şu an devam eden bir durum vardır. Sözkonusu durumu gözardı etmek mümkün değildir. Mısır ile taşımacılık, ticaret ve turizm gibi birçok alanda ilişkilerimizi başlatabiliriz. Her iki ülke arasında ziyaretler gerçekleşebilir.

 

-Buna dayanarak, Mısır’daki darbeden Türk tutumunda geri bir adım atılması söz konusu mu?

Biz çözüm istiyoruz. Geri adım atmıyoruz. Bu krizi sonuçlandırmak istiyoruz. Müslümanın görevi, müslümanların yararına olacak işlerde bulunmaktır. Hedefimiz Mısır’daki kardeşlerimizin acılarını sonlandırmaktır. Kardeşlerimizle, tüm bölgenin yararına olacak işler gerçekleştirmek istiyoruz. Bu durumu geri adım olarak nitelendirmek adil değildir.

 

-Sayın Başbakan, Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleriyle ilişkilerin geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Körfez ülkeleriyle ilişkilerimizi geliştirmeye çalışmaktayız. Türk halkı da onlar için hep dost kalacaktır. Türkiye’nin geleceği, bölgenin de geleceğidir. Bizler aynı dini, imanı, tarihi ve acıları paylaşmaktayız. Sevinçlerimiz de birlikte olacak. Başarımız hepimiz için olacaktır. Hedefimiz dostlarımızı arttırmak ve düşmanlarımızı azaltmaktır. Katar’daki kardeşlerimize selamlarımızı ve sevgilerimizi sunuyorum.”

İlgili Dosyalar :

- Al Sharq 1.png

- Al Sharq2.png

- Al Sharq3.png

- Al Sharq4.png